Antik Yunan Sanatı Seramik Antik Yunan Sanatı Seramik Hakkında Bilgi Heykel Mimari

Klasik dönemin en tipik özelliklerinden birisi de seramik kaplara ve bunların süslemelerine tüm diğer kültürlerde olduğundan daha fazla değer verilmesidir. Güzel bir kap Yunan insanı için gündelik bir eşyadan öte bir sanat eseridir.

Seramik kapların belli başlı dört kullanım alanı vardır:
1. Çeşitli katı ve sıvı maddeleri (yağ, su, şarap, tahıl, v.b.) depolamak ve taşımak için kullanılan ve genellikle büyük boylu kaplar (amphora, hydria, pelike, stamnos gibi)
2. İçki içilirken kullanılan ve boyutları ihtiyaca göre küçük ya da büyük olabilen kaplar (Krater, oinochoe, kylix, skyphos, lebes, kantharos, psykter gibi)
3. Çeşitli kişisel eşyaları (ör: takılar) veya kokulu yağları koymak için kullanılan ve genellikle ufak ve kapaklı olan kaplar (leukythos, alabastron, aryballos, askos, pyxis gibi)
4. Birtakım özel törenlerde kullanılan kaplar (Loutrophoros, leukythos ve lebes gamikos gibi)

Kapları bunca değerli kılan en büyük etken de şüphesiz üzerlerindeki bezemelerdir. Tahta, kumaş, deri benzeri malzemeler üzerine yapılan resimler günümüze ulaşamamıştır ve bugün Yunan resim sanatı hakkında sahip olunan bilginin çoğu kapların süslemelerinden edinilenlerdir.

Genellikle mitolojik sahnelerin işlendiği bu süslemeler Yunan mitolojisi, resim sanatı ve günlük yaşamı konusunda da detaylı bilgiler vermektedir. Öyle ki, arkeologlar Klasik Arkeoloji dönemlerinden bazılarını bu süslemelere göre yapmışlardır (ör: Protogeometrik, geometrik, orientalizan gibi). Bu dönemlerdeki süslemeler önce basit çizgiler, ardından basit geometrik süslemeler, sonra çok daha özen ve emekle hazırlanmış geometrik bezemeler ve çoğu zaman da stilize olmaktan öteye gidemeyen insan ve hayvan resimleri içerirler.
Daha sonraları ise M.Ö. 6. ve 5. yüzyıllarda ortaya çıkıp yaygınlaşan iki teknik Klasik Dönem boyunca en etkin bezeme teknikleri olmuştur. Bunlardan ilki Siyah Figür Tekniği'dir. Bu teknikte resim açık kırmızı kil yüzeyi üzerine siyah gölge olarak yapılmış ve detaylar kazıma çizgileri ile sağlanmıştır. Doğal olarak bu kazıma süslemeye sert bir hava katmaktadır. Yardımcı renkler olarak koyu kırmızı ve beyaz da kullanılmıştır. Siyah figür tekniğinden en çok yüz yıl sonra bulunan Kırmızı Figür Tekniği ise resmedilecek figürlerin kilin renginde bırakılması ve figürlerin dışındaki alanın siyah boyanması esasına dayanır. Ardından, detaylar kırmızı figürün içine siyah fırça ile boyanmaktadır. Bu şekilde sert kazıma izlerinin yerini daha yumuşak, üstelik derinlik ve üçüncü boyut hissi veren çizgilere bırakmıştır. Ayrıca, bu teknik vişne kırmızısı, beyaz, altın sarısı gibi değişik renklerin kullanılmasına da izin vermiştir.

Heykel

Klasik dönemin heykel sanatını incelemenin en zor yönlerinden biri ele geçen heykellerin sayısının az olmasıdır. Genellikle değerli malzeme ile yapılan bu heykeller sonraki dönemlerde malzemeleri için tahrip edilmişlerdir. Bu durumda bilimadamları ancak heykellerin sonradan yapılmış mermer kopyalarına bakarak heykel sanatı hakkında fikir edinmek zorunda kalmışlardır.

Heykel sanatının bu derece önem kazanmasının sebebi ise Yunanlıların "İnsan herşeyin ölçüsüdür" sözüne inanmaları ve dolayısıyla tanrılarına insansı tasvir etmeleridir. Üstelik tanrıların kusursuz olması gerektiği düşüncesi de heykellerin etkileyici olmasına yolaçmıştır.

Aynı mimaride olduğu gibi heykelde de daha erken dönemlerden itibaren standartlar oluşturulmuştur. Tüm insanlar heykellerde onbeş-onaltı yaşlarında genç delikanlı, yetişkin bir insan oranlarında yapılmış genç adam, sakallı ve kaslı olgun erkek, zarif genç kadın ve sakin olgun kadın gruplarından birinde gösterilmeye gayret edilmiştir. Bu sınıflandırma esasen arkaik dönemde geçerli olmuştur.

Arkaik dönem heykellerinin çoğunda görünüm donuk ve serttir. Sonraları ise heykeltraşlar bronz, fildişi, altın gibi daha kolay işlenebilir malzemeler ve gelişen teknikler sayesinde her an canlanacakmışcasına başarılı heykeller yapmaya başlamışlardır. Zamanla heykellerin duruşundan ve yüzlerinden duygu bile okunabilir hale gelmiştir.
Yine aynı mimaride olduğu gibi Klasik dönem heykelinde de orantı çok önem vermişlerdir. İnsan vücudundaki oranlar aritmetik olarak hesaplanmıştır. Örneğin başı tüm gövde boyunun yedide biri, ayak avuç içinin üç katı, ayaktan dize kadar olan mesafe avuç içinin altı katı olmalıdır.

Mimari

Her ne kadar Karanlık Çağlar diye adlandırılan dönemi de içeriyorsa da M.Ö. 1100 ile M.Ö. 700 yılları arasında kalan zaman dilimi,Yunan sanatında sonraları klasik sayılacak eğilimlerin temellerinin atıldığı zaman dilimidir. Yunanlılar mimaride kendilerine model olarak Mykenai kültürünün sütunlarla çevrilmiş merkezi büyük bir odadan oluşan basit megaron tipi yapısını almışlardır. Ardından birer doğa yasasıymışcasına inanılan kuralları geliştirmişlerdir. Bu kurallar da farklı kültürlerin ve ihtiyaçların etkisiyle birkaç gruba ayrılmış ve bunlara düzen adı verilmiştir. Bu kuralların en kesin uygulandığı yerler de şüphesiz tapınaklar olmuştur. Arkeoloji biliminde tapınaklar mimarilerine, özellikle de sütun başlıklarında görülen süslemelere göre sınıflandırılmışlardır. Tapınak yapısında bu denli dikkat çeken öğenin sütunlar olmasının sebebi görsel etkilerinden öte gerçekten de tapınağın dışında kalan en önemli ve büyük parça olan çatıyı taşıyor olmaları ve bu işlevleriyle yatay olan zemin ve çatı arasında dikey bir geçiş sağlayarak tapınağı tamamlamalarıdır. Sütunlar bir yapıya zerafet de katabilmektedir, güçlülük hissi de. İşte bu sebeple, Yunan tapınak mimarisinde sınıflandırma sütun başlıklarına göre yapılmıştır.

Düzenler sütun başlarında kullanım olarak ortaya çıkmışsa da bir bütün olarak binaların tamamını içeren sanatsal öğelerdir. Bunlar ortaya çıkış sıralarına göre zaman içinde ilk örneklerini Yunan Anakarasında gördüğümüz en sade düzen olan Dorik Düzen, kaynağını Anadolu'dan alan (Ephesos Artemission'u) İonik Düzen ve geç dönemlerde sanatsal yönden daha süslü özelliği olan Korinth Düzen'leridir. Bu ana düzenlerin dışında Aeolik, Toskanik, ve birçok unsurun beraber kullanıldığı Kompozit düzenler de kullanılmıştır.
Sütun başlıklarına güre yapılan sınıflandırmanın yanısıra bir diğer sınıflandırma da sütunların dizilişlerine ve içindeki odaların sayı ve şekline göre yapılandır. Genel olarak tapınak ortada tanrı heykelinin yeraldığı naos (sella) adlı dikdörtgen oda, bazen bu büyük odanın önünde ya da arkasında yeralan daha küçük odalar ve bu odaları çevreleyen sütun dizilerinden oluşmaktadır. Sütun dizileri yalnızca bir cephede, karşılıklı iki cephe boyunca, bir dörtgen oluşturacak şekilde veya içiçe iki dörtgen şeklinde olabilir. Bu sınıflandırmada karşılaşılan bazı türler şunlardır: Peripteros (Sellanın bir dizi sütunla çevrili olması), Dipteros (sella duvarının dışının iki sıra sütunla çevrili olması), Pseudodipteros (Sella duvarları ile sütunlar arasında ikinci bir sütun sırası girecek şekilde yapılan tapınak). Sık rastlanmasa da yuvarlak düzenin uygulandığı da olmuştur.

Edebiyat

Yunan Arkaik Çağında, çok eski çağlardan beri söylenegelen destanlar düzenlenmiş ve bunlara son şekilleri verilmiştir. Bu destanların en önemlileri M.Ö 8. yy'nin son yarısına ait olan ve Homeros adlı gerçekten yaşadığından emin olunmayan bir şaire maledilen "İlyada" ve "Odissea" ile bazı destanların Homeros tarzında işlenmesiyle oluşan, aristokrat saraylarında ve dini halk bayramlarında okunan "Kiklos Destanları"dır. Bu destanlar, bayramın adanmış olduğu tanrıyı öven ve proimion adı verilen bir giriş bölümü içerir.

Bu dönemin edebiyata getirdiği en büyük yenilik, bu yüzyılların belirleyici özelliklerinden olan bireyselliğin sonucu olarak, kişisel duygulara dayanan lirizm akımının ortaya çıkmasıdır. Lirizmin ilk örneklerini M.Ö.700 yıllarında yaşamış olan Boiotia'lı Hesiodos vermiştir. Bu şair destan tarzındaki "Erga kai Hemerai" (İşler ve Günler) adlı eserinde kendi başından geçen olayları anlatır, "Teogonia" adlı eserinde ise Yunan tanrılarının kökenlerine ilişkin görüşlerini belirtir.

M.Ö.7. yy'nin ortalarında karşımıza çıkan Paros'lu Arhilohos, şiirlerinde halka hitabeden daha sade bir tarz kullanmış, insanların kaderi üzerinde durmuş, kişiliğinin özelliklerini ve hayata karşı olan duygularını açığa vurmaktan kaçınmamıştır. Destanlarda kullanılan "Hexametron" ile daha kısa olan "Pentametron" vezinlerini kullanarak yazdığı "Elegia"lar ve birbirini izleyen kısa ve uzun hecelerden meydana gelen "İombos"'larda gösterdiği ustalık daha sonraları lirik şiirlerin yaratıcısı sayılmasına neden olmuştur.

Daha sonraları lirik edebiyat alanında ortaya çıkan şairlerin hiçbiri Arhilohos'un seviyesine ulaşamamıştır. Bu şairler arasında kadınlara karşı hicviyeler yazan Amorgoslu Semonides ve Tiran'ları eleştiren, hicviyeler yazan Hipponaks gösterilebilir. Şairlerin bu gündelik hayata ait olayları anlatırken kullandıkları halk dili İombos vezniyle çok iyi uyuşmaktadır. Şiirlerinde genellikle tiranlara olan kininden ve hayatın zevklerinden bahseden Alkaios ile Yunan dünyasının en önemli kadın şairi olan ve Platon tarafından Musa'ların onuncusu olarak tanımlanan Sappho, M.Ö. 6.yy.'da Lesbos(Midilli) adasında yaşamışlardır. Sappho şiirlerinde yönettiği kızlar okulundaki kızlara duyduğu aşırı sevgiyi başarıyla anlatmıştır. Tiran saraylarında şarabı va aşkı öven Teos'lu Anakreon, işlediği hafif konularla lirizmin derinlik ve ciddiliğini kaybetmesine neden olmuştur.

Bu yüzyılın şairlerinden Ephesos'lu Kallinos vatan için ölmenin en büyük onur olduğunu ileri sürerek gençleri Kimmer'lere karşı savaşmaya çağırmış, Spartalı komutan Tirtaios, savaş marşları besteliyerek yurttaşlarını savaşa teşvik etmiştir. Lirizmden ayrı olarak meydana gelmiş olan bu ulusal ve siyasal şiir türünün temsilcileri arasında, Teognis ve Atinalı Solon da reformist düşünceleriyle yerlerini alırlar.

Arkaik çağın edebiyata getirdiği en önemli gelişmelerden biri de Tragedya'dır. Dini duyguların bir göstergesi olarak gelişen dans ve lirik koro şarkıları, Attika'da ilkbaharda Dionysos onuruna yapılan törenlerde özel bir şekil olarak tragedyanın temellerini atmıştır.Bu törenlerde köylüler "Satir" (teke-adam) kılıklarına girerek ağıtlar okur ve alaylar tertiplerlerdi. Başka tanrıların kültlerinde de bulunan ve "Dromera" adını taşıyan bu temsiller başta kaba ve ilkeldi. M.Ö. 534 yılında tiran Peisistratos tarafından Atina'da düzenletilen Dionysos şenliklerinde keçi maskeli kişilerin okudukları şarkıları manzum olarak iambos vezninde cevaplarından, Hipokrites (cevap verici) denilen bir aktör ortaya çıkmıştır. Karakterler arasında konuşma olmasını ve dolayısıyla belli bir olayın temsilini sağlayan bu türün mucidininin İkaryalı Tespis olduğu söylenmektedir. Atina'da çok tutulan Tragedya nın kelime kökü, Yunanca "teke" anlamına gelen Tragos ve manzum şarkı anlamına gelen Aoide kelimelerinin birleşmesi sonucu oluşan Tragoidia kelimesidir.

Yunan edebiyatının klasik çağında filozofların eserleri ve nutukları sayesinde düzyazı büyük gelişme göstermiş, şiir alanında Ksenofanes'i örnek alan Parmenides ve Empedokles'in eserleri destan şeklinde yazıya dökülmüştür. Simonides, Bakhilides, Korinna ve Tebai'li Pindaros bu çağda lirik ağıtların en güzel örneklerini vermişlerdir. Bu şairlerden en bilineni olan Pindaros Panhelenik yarışmalarda kazanan atletler onuruna yazdığı şiirlerinde Olimpos tanrılarının yüceliğini ve Yunan geleneklerinin kutsallığını anlatmıştır.

M.Ö. 5.yy'nin Yunan edebiyatına kazandırdığı en önemli eserler kuşkusuz Aishilos, Sofokles ve Euripides'in tragedyalarıdır. M.Ö. 6.yy'nin sonlarına doğru tragedya, Hoirilos ve mitolojinin yanısıra tarih konusunu da işleyen Frinihos'un piyesleriyle büyük ilerleme kaydetmişti. Frinihos "Foinissai"(Fenikeli kadınlar) adlı dramında Salamis deniz zaferini büyük başarıyla anlatmış, halkın çok etkilenmesi sonucu yasaklanan "Miletos'un zaptı" adlı oyununda ise bu şehrin Persler tarafından ele geçirilişini sahneye koymuştu. Tragedyaya esas şeklini veren ise Aishilos olmuştur. Aishilos konusunu mitolojiden alan piyesler yazmıştır. Aishilos'un mitolojik konuya sahip olmayan tek piyesi bizzat katıldığı 2. Pers Seferini konu alan ve çok önemli bir tarihi belge olarak kabul edilen "Persler"dir.

Tüm hayatını Atina'da geçiren Sophokles tragedyaya üçüncü bir aktör katmış ve mitologyaya dayanan piyeslerinde tanrılar ve kahramanların gerisinde insanları da başarıyla karakterize etmiştir. Yazdığı 111 piyesten yedi tanesi günümüze kadar ulaşmıştır.

Yazdığı yetmişbeş piyesten ondokuz tanesi günümüze oluşan Euripides, yalnız sanat için yazan ve yaşayan bir düşünürdür. Tragedyada gelenek olduğu üzere konularını mitolojiden alan bu yazar Aishilos'un kahraman, Sophokles'in ideal insan tiplemeleri yerine tanrı veya kahraman maskesi altında çağının insanlarını incelemiştir. Zamanında beğenilmiyen yazar Aristo tarafından en iyi dram yazarı olarak tanımlanmıştır.

Dionysos törenlerinden doğan bir başka tür de komedyadır. Sirakusa'da Gelon ve Hierro zamanında İstanköylü Epiharmos'un kaleme aldığı komedyalarda, Sirakusa'da özgürlük olmadığı için bazı mitosları gülünç bir şekile sokarak sahneledikleri bilinmektedir. Komedya asıl gelişimini Atina'da geçirmiştir. Resmi nitelikte olan Dionisos şenlikleri kapsamındaki yarışmalara, ilk kez M.Ö.5.yy'nin başlarında, komik korolar da alınmıştı. Kratinos ve Eupolis gibi komedya yazarları konularını tragedya yazarlarının tersine piyes konularını günlük hayattan alır, genelde parti mücadelelerini, başta bulunan devlet adamlarını ve sosyal hayatı eleştirirlerdi. Hatta eleştirileri yüzünden Kratinos'un eserlerinden bazıları sansüre maruz kalmıştı. Komedyanın en önemli yazarı Aristophanes'tir. Kırkdört piyesinden onbiri günümüze ulaşmıştır.

Tragedya ve komedya dini bir tören sayıldığından aktörler, Dionisos kültüyle ilgili maskeler taşırdı. Dublör kullanılmaz, seyirciler yarım daire şeklinde kerevetler veya tahta setler üzerine otururlardı. Dionisos tiyatrosu denen bu tiyatrolar ancak M.Ö. 4.yy'de, yani tragedya'nın en parlak çağı bittikten sonra taş yapıt haline gelmiştir.
Bu çağdan sonra tragedya ve komedya gerileme gösterirken, retorik ve felsefe yazıları belirli bir ilerleme göstermiştir. Retorik yani sade ama etkileyici konuşma sanatı sofist olan Trasimahos, Gorgias ve onun öğrencisi İsokrates tarafından geliştirilmiştir. Aynı çağda nutuklarıyla ün kazanan hatipler arasında Lisias, Aishines, Hipperides ve Demostenes gösterilebilir. Eski çağın en büyük hatiplerinden olan Demostenes'in yurtsever duygular ve patetik sözlerle yüklü nutukları hem eski zamanların hem de günümüzün siyaset adamlarını etkilemiştir.

Felsefe

Felsefe M.Ö.6.yy'nin ilk yarısında o zamanki dünya görüşünün insanları tatmin etmemesinden doğmuştur. Yeni uygarlıkların keşfi bir takım sorunlar ortaya koymuş, insanları bu sorunların üzerine eğilmeye sevk etmiştir. Bu yüzyıllarda İyonya'nın aydın çevrelerinde kıpırdanmaya başlayan düşünce hareketleri dinin ve taassubun zincirlerini kırmış dünyada olup biten şeyleri doğa üstü güçlerle değil tabiata egemen kanunlarla açıklama eğilimi baş göstermiştir. Bu dönemlerde başlı başına şahsiyetler çıkmış ve bu kişiler eski geleneklere karşı çıkarak dünyanın menşeini kavramak ve onu meydana getiren elemanları saptamak için uğraşmışlardır. Bunlara İyonya tabiat filozofları adı verilmektedir. Thales, bu dünyayı ve herşeyi meydana getiren şeyin su olduğunu iddia eder. Anaksimandros havayı sudan önemli görür. Kselofannes de bu dönemin önemli felsefe adamlarındandır. İyonya tabiat filozoflarının vardıkları birbiriyle çelişen çeşitli sonuçlara rağmen bilime yaptıkları en büyük hizmet bu sorunları ilk kez ortaya atmaları ve bilimi pratik amaçlar için kullanılan bir araç değil, sırf gerçeğe ulaşmak için teorik nitelikte bir araştırma olarak kabullenmeleridir ki bu görüş bugünkü bilim görüşüne tamamen uygundur.

M.Ö. 5. yy.'nin (Birinci Klasik Çağ) ilk yarısında yetişen düşünürlerin büyük kısmı ya Atinalı ya da Atina'da yerleşmiş yabancılardır. Anadolu'da ise tabiat felsefesini sürdüren bazı filozoflar yaşıyordu. Fakat bunlar birbirleriyle çelişen teoriler ileri sürdüklerinden, bu teoriler geniş çevrelere ulaşamamış, tüm Yunan adasına yayılamamıştır. Bu dönem önemli filozofları arasında Ephesoslu Herakleitos tabiatta hiçbir şeyin olduğu gibi kalmayıp, nesnelerin sürekli "logos" (akıl) olarak gösterdiği ve ateşle bir saydığı kanuna göre değiştiğini ileri sürmüştür. Eleialı Parmenides de dünya hakkındaki görüşünü akıl ve mantığa dayamak suretiyle kurmak istediğinden Yunan felsefe tarihinin ilk rasyonalist filosofu olarak bilinmektedir.

M.Ö. 480 yılından sonra kültür hayatında bir hayli gelişme olan Sicilya'da yetişmiş Empedokles, Perikles zamanında Atina'da felsefe sistemini açıklamaya başlamış olan Klazomenaili Anaksagoros, Abderalı Demokritos ve Sokrates bu dönemin en ünlü yazarlarıdır. Demokritos düalist düşüncelerin tersine dünyadaki şeylerin sayıları sonsuz, bölünmeleri imkansız, son derece küçük, renksiz ve sade olan zerrelerden yani "atom"'lardan meydana geldiğini savunmuştur. Demokritos tam anlamıyla materyalist felsefe sistemi ortaya koymuştur. Sokrates (M.Ö 470/69-399) insanları kendi kendilerine öğrenmeye sevk ederek yurttaşlarının ahlaken daha iyi olmalarını, sosyete ve devlet içinde daha faydalı elemanlar olarak çalışmalarını istiyordu. Kendisi sofizm dalında olduğu kadar felsefede de döneminin en önemli şahsiyetleri arasına girmiştir. Yetiştirdiği öğrenciler Yunan tarihinin 2. Klasik çağında felsefe alanında büyük gelişmeler yapmışlar ve onun düşüncelerini uzun süre yaşatmışlardır. Sokrates'te eskiyi yıkmak isteyen devrimci bir taraf da vardı. Bu yönü sebebiyle ağır eleştirilere uğramış, sonunda Anitas adında bir Atinalı'nın onu devlet tanrılarını inkar etmek ve gençliği zehirlemekle suçlaması üzerine mahkemeye verilerek idama mahkum olmuş ve zehir içerek intihar etmiştir.

M.Ö. 5 yy'da zamanımıza kadar bilim dünyasını meşgul eden problemler ele alınmaya başlanmış, bunlara çözümler üretilmek üzere çalışılmıştır.

İkinci klasik çağda (M.Ö 4.yy) bir taraftan Demokritos'un atom teorisi geliştirilmekte diğer taraftan Sokrates'in felsefi düşünceleri öğrencileri tarafından ilerletilmektedir. Bu öğrenciler arasında Atina'da Kinosarges gimnasyonunda bir ekol kuran Antistanes gösterilebilir. Antistenes'e göre dünya hazları ve kültür elemanları insanlar için zararlıydı. Bunun için insanlar alçak gönüllü olmalı, gayet sade ve hatta ilkel bir yaşam sürdürmeliydi. Yalnız kendi ihtiraslarına egemen olan kişi özgür olabilirdi. Antistenes'in görüşlerini Sinoplu Diogenes daha da geliştirmiştir. Aynı sorunu Sokrates'in başka bir öğrencisi Kireneli Aristippos da ele almıştır. Aristippos'un en önemli öğrensisi Hellenizm çağında faaliyette bulunmuş olan Epikuros'tur.

Yalnız Sokrates'in öğrencilerinin değil, tüm Yunan filozoflarının en büyüğü Atinalı zengin bir aileye mensup olan Platon (427-348/47)'dur.Yunan felsefesi Platon (Eflatun) ile en yüksek seviyesine ulaşmıştır. "Faidon", "Apologia", "Simpasion", "Politeia" (Devlet) ve "Nomai" (Kanunlar) en önemli eserleridir. Eflatun felsefesinin özünü idealar teorisi ve insan ruhunun ölümsüzlüğü teşkil eder. İçinde olduğumuz sürekli akış halinde olan nesneler dünyasının ötesinde Eflatun'un reel varlıklar olarak kabullendiği "idealar dünyası" yani tümel anlamların meydana getirdiği sonsuz bir dünya vardır. Gerçek sandığımız nesneler bu ideaların yaşadığımız dünyaya yansımalarından başka birşey değildir, bunlar ideaların gölgelerinden ibarettir. Platon'un en ünlü öğrencisi Aristo'dur.

Aristo (384-322) genç yaşlarda Platon tarzında yazdığı dialoglarla ün kazanmıştır. Hocasının "idealar" teorisinin mistik kısımlarını incelemiş ve aynı zaman da siyaset bilimi ile uğraşmıştır. Makedonya kralı Filip 2'nin oğlu İskender'in öğretimiyle uğraşmış ve onun Yunan kültürüyle yakından ilşkiye girmesini sağlamıştır. Aristo bilimleri dört kısıma ayırmıştır: Mantık, metafizik, tabiat tarihi ve ahlak. Son iki gruba dair yazdığı eserler çok önemlidir. Tabiat bilimi olarak fizik, astronomi, psikoloji, zooloji, botanik ve jeoloji'yi kastetmiş ve bütün bu alanlarda yaptığı çalışmalarında zengin etüd kolleksiyonları toplamakla bilimsel çalışmaların tam anlamıyla kurucusu olmuştur. Siyaset bilimi alanında da uzun incelemeler sonucu "Politikai" adlı bir eser yazmış, bu eserinde tarihte karşılaştığı monarşi, aristokrasi ve demorasi olmak üzere üç devlet sistemiyle meşgul olmuştur. Bu kitabı, Yunanistan'ın yüzyıllar boyu siyasal durumu hakkında etraflı bilgiler verdiği için tarihçiler tarafından çok önemsenmiş ve kullanılmıştır.
Aristo'dan sonra daha önceki filozofların yerini tutabilecek geniş görüşlü bir kimse yetişmemiş, Hellenizm çağında ise tek tek bilim alanlarında uğraşan bilginler ortaya çıkmıştır.

Mitoloji

Eski Yunanlılar doğadaki herşeyi tanrı olarak görmüşler, etraflarında olan her olayı bir tanrıyla bağdaştırmışlardır. İnsan şeklinde olmalarına rağmen ölümsüz ve insanlardan çok daha güçlü olan bu tanrılar Yunan mitolojisiin temelini oluştururlar. Asırlar boyunca anlatılagelen ve "mythos" denilen hikayelerden oluşan Yunan mitolojisinin ana konuları dünyanın, tanrıların ve insanların oluşumu, tanrıların kendi aralarındaki veya insanlarla olan ilişkileri ve Troya Savaşı gibi gerçek olaylardır. Bu gibi gerçek olaylara, ağızdan ağıza anlatılırlarken çeşitli hayal ürünü hikayeler eklenmesi sonucu oluşan efsaneler aynı zamanda tarihsel değer de taşırlar.

Yunan mitolojisine göre başlangıçta, yani dünya oluşmadan önce Khaos (sonsuz boşluk) vardı. Sonra Khaos'tan Gaia, yani toprak ve daha da sonra çekici gücün sembolü Eros çıktı. Eros'un sayesinde Khaos ve Gaia'dan Erebos (yeraltı karanlığı) ve Nyks (gece), onlardan ise Arther (göğün üst tabakalarının ışığı) ve Hemere (gündüz) doğdu. Daha sonra Uranos (gök) ve Pontos'u (deniz) dünyaya getiren Gaia Uranos'la birleşerek erkek ve dişi titanları, tek gözlü devler olan Kyklop'ları ve Hekatonkheires adlı yüz kollu devleri doğurdu. En son doğan erkek titan olan Kronos babasını yenerek tüm evrenin kralı oldu. Krallığını kaybetmemek için kendisi gibi titan olan karısı Rhea'dan doğan çocuklarını yiyen Kronos , kendisinden kaçırılan oğlu Zeus tarafından yenilince mitolojide tanrılar devri başladı.
· ZEUS: Gök tanrısı olan Zeus annesi Rhea'nın yardımıyla babası Kronos'u tahtından indirerek Olympos'a yerleşmiştir. İnsanları ve tanrıları tiranlar ve devlere karşı korumuş ve onlara hükmetmiştir. Sık sık hayvan kılığına girip kadınları baştan çıkarır. Birçok sıfatı ve simgesi vardır.
· HERA: Analığın yüceliği ve evliliği simgeler. Kronos ve Rhea'nın kızı olan Hera kardeşi Zeus'la evlidir. Çoğunlukla kinci, kıskanç ve hırçın bir tanrıça olmasıyla tanınır.
· ATHENA: Evleri ve kentleri korur. Babası Zeus'un kafasından, tepeden tırnağa silahlı olarak doğmuştur. Aklın ve zekanın gücünü simgeler. Genellikle silahlı olarak canlandırılır.
· APOLLON: Güneş tanrısı olan Apollon, Zeus ve Leto'nun oğludur. Aynı zamanda müzik ve şiir tanrısıdır. Tanrıların en yakışıklısıdır.
· ARTEMİS: Av tanrıçası olan Artemis, Apollon'un kız kardeşidir. El değmemişliği simgeler. Ok ve yay taşır, bir dişi geyik ve köpeklerle dolaşır. Simgesi hilaldir.
· HERMES: Zeus ile Maia'nın oğlu olan Hermes yolları ve onların üzerinde seyreden habercileri gezginleri, satıcıları ve gerektiğinde de hırsızları korur. Becerikli ve kurnaz bir tanrıdır.
· HEPHAİSTOS: Ateş tanrısıdır. Demircilik ve madencilik ustasıdır. Hera'nın oğludur. Aphrodite ile evlenmiştir. İki ayağıda topal olan Hephaistos yer altında tanrılara silah yapar.
· ARES: Savaş tanrısıdır. Acımasız ve kavgacı bir tanrı olduğu için kimse tarafından sevilmez.
· APHRODITE: Aşk tanrıçasıdır. Hephaistos'un sadık olmayan eşidir. Anadolu'da büyük saygı görmüş adına kentler ve tapınaklar yapılmıştır.
· DEMETER: Bereket ve ekili topraklar tanrıçası, Kronos ve Rhea'nın kızıdır.
· POSEİDON: Denizler tanrısıdır. Denizciler iyi bir yolculuk için Poseidon'a yakarırlardı. Zeus'un erkek kardeşidir.
· HADES: Ölüler dünyasının ve yeraltının tanrısıdır. Kendisini görünmez yapan bir başlığı vardır.
· ASKLEPİOS: Asklepios sağlık ve hekimlik tanrısıdır. Yaygın kanıya göre Apollon ve nymphe (su perisi) Koronis'in oğludur.Genelde elinde yılanlı bir asa ile betimlenir. Zeus tarafından öldürülmüştür.
· DİONYSOS: Şarap, sarhoşluk ve bağcılık tanrısı olan Dionysos, Zeus ve Semele'nin oğludur.Simgesi çam ve sarmaşıktır. Genellikle elinde kantharos adı verilen testiyle canlandırılır.
· HESTİA: Ocak tanrıçası, evli kadın ve yeni doğmuş çocukların koruyucusu Hestia, Kronos ve Rhea'nın bakire kızıdır. Onuruna her sitenin prytaneionunda sürekli olarak kutsal ateş yakılırdı.
· THYKE: İyi ve kötü talih tanrıçası. Çoğunlukla taç ve elinde bereket boynuzuyla betimlenir.
· NEMESİS: Nyks'in kızıdır. Tanrısal öcü simgeler. Zeus'tan kurtulmak için kaza dönüşmüştür, fakat Zeus da bir kaza dönüşerek Helene ve Dioskurları doğurmasına sebep olmuştur.
· HYGİEİA: Sağlık tanrıçasıdır. Asklepios'la ilişkilendirilir. Hayvanı yılandır.
· HYPNOS: Uyku tanrısıdır. Erebos ve Nyks'in oğludur. Oğulları Morpheos, İcelos ve Phantasos düşleri yaratır. Yaşadığı mağaradan unutkanlık ve kayıtsızlık ırmağı Lethe'nin suları geçer.
· HYMENAİOS: Evlilik tanrısıdır. Genellikle Apollon ve Kalliope'nin oğlu olduğu kabul edilir.
· EROS: Aşkın ve üremenin tanrısıdır. Önceleri genç olarak betimlenen Eros daha sonra Hellenistik dönemde kalpleri ok ile yaralayan kanatlı bir çocuk olarak betimlenmeye başlanmıştır.
· PAN: Kırlar, çobanlar ve ormanların tanrısıdır. Keçi ayaklı, sakallı ve boynuzludur. Zevk düşkünü bir tanrıdır. Syrinks (pan flüt) çalar, tepelerde dolaşır ve sürüleri korurdu.